Kayıtlar

Ocak, 2024 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Barınmak için zengin mi olmalıyız?

Bir tarafta Uludağ , diğer tarafta Marmara Denizi ve ortasına sıkıştırılmış Türkiye’nin verimli tarım toprağı olan Bursa Ovası !.. Ormanlar, zeytin arazileri, tarım arazileri, OSB bölgeleri, turizm bölgeleri, tarihi bölgeler… Her şeyi düşündüğümüzde, Bursa’da konut yapacak alan kalmadığını görebiliyoruz. Konut olmamasına rağmen Bursa’ya göç kabul etmeye de devam ediyoruz. Göç aldıkça da beton tabutlar oluşturuluyor. Ne yazık ki, seçime yaklaştıkça Büyük Birlik Partisi Genel Başkanı Mustafa Destici ’nin önerisiyle yeniden İmar Affı (Şehir katliamının resmi yolu) tekrar gündemde. Kaçak yapıcılara gün doğuyor her gün… *** Müteahhitlere göre arazi fiyatları çok fazla. Fazla olmasının yanında yapılaşma yapılabilecek alanın kalmamasından şikayetçiler. Tabi ki bu durum da Kentsel Dönüşüm adı altında Rantsal Dönüşüm e yönelmeye başlamalarına olanak sağlıyor. Bu da şehrin üstünü olduğu yerde büyütürken, şehrin altını yerinde saymaya itiyor. Ada bazlı yapılamayan kentsel dö...

Her İYİ Partilinin düşünme zamanı!

İYİ Parti Bursa İl Başkanı Selçuk Türkoğlu , her fırsatta diyor ki; “Bursa’da tek kale maçı bitirdik.” Bu söylemin çok önemli olduğunu düşünenlerdenim. Aslında sadece Bursa’da değil, tüm Türkiye’de İYİ Parti tek kale maçı bitirdi. İnsanlara bir umut oldu, hatta umuttan öte güzel bir alternatif oluşturdu. Birçok kişi tarafından “Kötünün iyisi” olarak nitelendirilen AK Parti’ye artık bir alternatiflik oluşturulmuş oldu. Yani bugün anketlerde İYİ Parti’nin yükselişi ile AK Parti’nin oy oranının azalışı arasındaki ters orantı kötünün iyisi algısının ortadan kalkmasıyla gerçekleştirilmiş oldu. “Tek kale maçı bitirdik” lafı AK Parti’ye olduğu kadar CHP’ye de söylenmiş ince bir gönderme. Aslında bu cümlede açık açık CHP’nin de yetersiz olduğu gösterilmiş oluyor. Şimdiye kadar doğru muhalefet yapamadıkları, yapamadıkları muhalefet nedeniyle hiçbir zaman iktidar olamadıklarına yönelik bir ince gönderme… Cumhuriyet Halk Partisi’nin yapamadığı neyi yaptı İYİ Parti? Ulusal gündem ...

Kendimi düzeltiyorum

Sevgili okuyucum… Beni ne kadar takip ediyorsunuz bilmem, bilemem amam beni takip edenler bilir ki ben normalde iddia yazmam, dedikodu yazmam, belgesi olmayan hiçbir şeyi de köşeme taşımam. Fakat, özel gereksinimli bireylerle ilgili yani daha yaygın bir tabirle engelli vatandaşlarımızla ilgili bana öyle şeyler anlatıldı ki, köşeme taşımadan edemedim. Evet, belki de yanlış yaptım, belki de bu iddiaların belgesi olmadan paylaşmamalıydım. Ama bu iddialar karşısında susmam olmazdı. Kendime yediremezdim. Ben, bu iddiaları da sizinle paylaşmadan edemezdim. Tabi ki, heyecanla birçok yanlış yapmış olabilirim. Birçok kişinin de kalbini kırmış olabilirim. Ama reflekslerimle hareket ettiğim için bunu mazur görmenizi rica ediyorum. “Engellilerin parasına nasıl çöktüler” başlıklı yazımda ciddi iddialar ortaya atmıştım. Belki birilerinin dikkatini çeker ve araştırır. En azından bunu meclis gündeminde direkt olarak Aile ve Sosyal Politikalar Banaklığı’na sorulabilir veya Dışişleri Bakanl...

Öğretmenlik, rezillik oldu!..

  Ücretli öğretmenlik, Milli Eğitim Bakanlığı’nın kabul etmediği; ancak öğretmen açığını gidermek amacıyla gayri resmi süreklilik arz eden (5, 10, 15…. 25… yıl gibi) öğretmenlik vasıflarına haiz ve liyakat sahibi öğretmenler arasından ek ders ücreti karşılığı öğretmen esasına dayanan bir uygulamadır. Daha sade bir dille anlatayım örnek vererek anlatayım. Fabrikadaki bir işçinin sadece mesai ücreti almasını, ana parasını almamasını düşünün mesela. Hatta çalıştığı mesai kadar sigortasının yattığını… Hiçbir sosyal hakkı olmamasını düşünün. İşte ücretli öğretmenlik de budur!.. Haftada 40 saat derse girse bile asgari ücreti ancak yakalayabilecek kadar bir maaş alıyor, ücretli öğretmenler. Ve hiçbir ücretli öğretmen haftada 40 saat derse giremiyor. Öyle bir imkân bile olmuyor.     ***** Peki işçi olarak sizin istemediğiniz bir şeyin çocuğunuzun öğretmenine yapılmasına neden göz yumuyorsunuz… Geçim derdi yaşayan öğretmenin sizin çocuğunuza ne kadar fayda sağlayac...

Bir Bursa markası BUSADER ve Zerrin Özgüle

Resim
Zerrin Özgüle, Tülin Günbatımı, Melek Üyük, Fatma Çil Yılmaz… Her birini 2015 yılında Türkiye Devlet Hastaneleri ve Hastalara Yardım Vakfı’ndan (HASVAK) tanıyorum. Zerrin Özgüle’nin başkanlığındaki HASVAK’ta etkili ve güzel çalışmalara imza attılar her biri. Ben de o dönem Bursa VIP Dergisi ’nde çalışıyordum ve kendileriyle birebir röportaj yapma fırsatım oldu. O günden bugüne dek değişmeyen tek düşüncem gerçekten Bursa’nın bu güzel iyi yürekli insanlara ihtiyacı olduğudur. Tabi Bursa VIP Dergisi’nden ayrıldıktan sonra çok fazla ilgilenemedim kendileriyle. *** Yakın zamanda öğrendim ki; Zerrin Özgüle önderliğinde Bileşik Uluslararası Sağlık ve Eğitim Gönüllüleri Derneği (BUSADER) kurulmuş. Bence harika bir karar almışlar. Bitmek tükenmek bilmeyen enerjilerini doğru tarafa yöneltmişler… Mesela 5 yılda ülkenin farklı illerinde 5 farklı dernek daha kurabilmişler. BUSADER, İstanbul BUSADER, Genç BUSADER, ANSEDER, Veteran BUSADER… 5 dernekle 5 yılda 5 milyon lira m...

Engellilerin parasına nasıl çöktüler!

Resim
Sanki artan tüketimi, daha fazla üretimle karşılamak bizi yönetenlerin en basit görevi değilmiş gibi, bunu refah seviyesi sayıp bundan övünç çıkartan zihniyetin pişkinliğine şaşıp kalıyorum… *** Yazıma Ferhan Şensoy ’un bu sözleriyle başlamak istedim. Çünkü yıllarca ayakta uyutulduk ve uyutulmaya da devam ediyoruz. Öyle iddialar duydum ki, her bir cümlesinde her bir kelimesinde resmen kanım dondu… Bu iddiaları araştırmak benim elbette görevim. Fakat en ufak bir doğruluk payının bile nelere kadir olacağını düşünemiyorum. *** Konumuz: Özel gereksinime ihtiyaç duyan bireyler. Yani daha geniş yaygın bir tabirle engelliler. Hikâyenin başına dönecek olursak… 1999 yılında dönemin Başbakanı Merhum Bülent Ecevit , Avrupa Birliği uyum yasalarını yavaş yavaş uygulamaya başlamıştı. O dönem dünyanın gündeminde ise engelli bireyler vardı. Engellilerle ilgili proje hazırlayan Bülent Ecevit, Avrupa Birliği’nin kapısını çaldı. Proje kabul gördü ve fon almaya hak kazandı. Bu fon...

Mesele günü değil geleceği kurtarmak!

Her şey zorunlu eğitimin 12 yıla çıkarılmasıyla başladı aslında. 2007 yılında liseleri de zorunlu eğitimin içine kattıktan sonra teknik işleri yapacak çıraklar ortadan kalktı, kalmak zorunda kaldı. Esnaf diye tek bir çatı altına topladığımız, berberler, oto tamircileri, bakkallar, elektrikçiler, inşaatçılar ve benzeri bütün meslekler çırak sıkıntısı çekmeye başladı. Mecburen eleman çalıştırmak zorunda kalan bu mesleklerde artık arada çalışacak eleman bulunamıyordu. Bu durum domino etkisi yarattı tabi ki. 4 yıl sonra kalfa çalıştıramamaya başladılar. 4 yıl sonra ise işçi bulunmaz oldu… Şimdi ise tüm bu sıkıntılar üst üste bindi ve üretim yapacak eleman kalmadı ortada… Buna karşın, neredeyse her sokak başında açılan üniversitelerde öğrenci bolluğu oluşmaya başladı. Ve ne yazık ki, üniversite öğrencileri bu sefer işsiz kalmaya başladı. Her yıl milyonlarca üniversite mezunu işsizlik kervanına katılırken, restoran sahibi garson bulamadı, elektrikçi nitelikli eleman bulamadı...

Güzelyalı Yat Limanı neden BURULAŞ’a verildi?

Belediyeye ait mülklerin iştiraklere geçmesinin en önemli nedeni nedir sizce? **** Durun baştan başlayalım. Belediyeye ait araziler, yatırımlar, mülkler, araziler, arsalar var. Belediyeler bunlardan belirli oranda kazanç sağlıyor. Gerek kirasıyla gerekse satışıyla belediyenin kasasına para giriyor. Ama belediyeler bu mülkleri önüne gelene veya istediği kişiye satamaz, kiralayamaz. Bununla ilgili devletin koymuş olduğu kanunlar var. 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu var mesela. Buna uymak zorundalar. Ama daha önce de defalarca dile getirdiğim gibi, adrese teslim ihalelerin yapılabilmesi de mümkün. Bunun için ise genellikle 21/b maddesi öne çıkarılır. Kamu tarafından yapılan satın alımlar için kullanılan 21’inci maddenin (b) bendi der ki: “Doğal afetler, salgın hastalıklar, can veya mal kaybı tehlikesi gibi ani ve beklenmeyen veya idare tarafından önceden öngörülemeyen olayların ortaya çıkması üzerine ihalenin ivedi olarak yapılmasının zorunlu olması durumunda ilan vermede...

Elinin hamuruyla erkek işine karışanlar!

Eril egemenliğinin had safhasında olduğu bir toplumda yaşıyoruz maalesef. Hiçbir şekilde kadınları iş hayatına katmak istemiyoruz. Hatta bunun için bir deyişimiz bile var… “Elinin hamuruyla erkek işine karışma” derler. Peki neden? Ayrım insan doğarken yapılıyor… Kız pembe, oğlan mavi… Gözlerimizi açtığımız anda bile renklerle ayrıştırılmamız bir tesadüf değil. Buna karşı olmak, yani insan olmak en önemli özelliğimiz olması gerekirken kadın ve erkek olarak ayrılmak toplumun bize biçtiği yolda ilerlemek kaderimiz midir? Bence değil!.. Ama etrafımıza bakalım. Siyaset, gazetecilik, fabrikalar, yöneticiler… Gözümüzü nereye çevirirsek çevirelim bir erkek egemenliğiyle karşı karşıya kalıyoruz. Kadının tek egemenlik alanı var. O da evi!.. Kapıdan dışarı adımını attığın anda, hatta bazen dışarı adımını atmasan bile erkek egemenliğine girmiş oluyorsunuz. Eğitimle değişir mi? Değişmiyor!.. Kadınsan şehir dışına bile çıkamıyorsun üniversite okumak için. Zaten bu nede...