Hayatımızı kim çaldı?
İnsan çocukluğunun geçtiği şehre sürekli olarak gelip gittiğinde, geçtiği yollara dikkat etmez.
O çatıların, o
kapıların, o pencerelerin, kendisi için bir anlam ifade etmediğini, o
duvarların kendine yabancı olduğunu, o ağaçların sıradan bir manzara teşkil
ettiğini, içine girilmeyen o evlerin hiçbir işe yaramadığını, üzerinde yürünen
kaldırımların taşlardan ibaret olduğunu düşünür insan…
Daha sonraları
orada olmadığınızda, o caddeler, o sıradan ağaçlar, gözünüzde tüter…
O çatıların,
pencerelerin eksikliğini hissedersiniz.
Hiç kimsenin
girmediği o evlere her gün girildiğini, o kaldırımlarda ruhunuzu, yüreğinizi,
kanınızı bırakmış olursunuz fark etmeden…
Anılarınızda
sakladığınız, artık göremediğiniz ve belki de bir daha hiç göremeyeceğiniz tüm
bu yerler kederli bir sevince dönüşüp, melankolik bir görünümler size geri
döner.
Kutsal
toprakları sizin için görünür kılarken adeta tüm memleketi gözlerinizin önüne
serseler ve onları o zamanki halleriyle sevmeye anlamaya devam edip, aynı şekilde
kalmaları için ısrar edersiniz.
Çünkü bir
ülkenin görümüne bir annenin yüzü gibi bağlanırsınız…
***
Henüz 33
yaşındayım. Dante gibi gelmedim belki daha ortasına ömrün.
Ama dönüp
baktığımda ardımda, nerede benim hayallerimdeki memleketim diyorum.
Gözlerim kapalı
halde gittiğim sokakların hepsi bana yabancı.
Cebimdeki akıllı
olarak nitelendirilen geri zekalı telefon olmasa kendi mahallemde kendi
sokağımda yolu bulamayacağım.
Her gün
‘Kentsel dönüşüm’ adı altında yenilenen evler ve apartmanlar, sokakların ve
caddelerin ırzına geçmiş durumda.
Hiçbir zaman
anlamı olmayan ağaçların teker teker binaya dönüştüğünü görmek, içinde oturan
insanların yüzünüze bakmadığını fark etmek kendi memleketinizde olduğunuzu
unutturuyor.
Neredeyim ben?
Neden buradayım?
Beni buraya
bağlayan ne var?
Gibi anlamsız
sorular geliyor aklıma genelde.
Ben yokken
burada, köklerimi koparmışlar hissine kapılıyorum aniden.
Gitmek
istiyorum!..
***
Peki ama nereye?
Gideceğim hiçbir
yer benim değil… Ait olabileceğim bir yer değil…
Şehirlerimin ruhu
kaybolmuş…
İnsanlarımın ise
umudu…
Dün açıkladılar…
Memleketimde
asgari ücret 8 bin 506 TL olmuş!..
İyi de bu neden
bu kadar önemli?
Çünkü ülkede
çalışanların yüzde 40’ı asgari ücret alıyor. Çalışanların yüzde 60’ının ise
maaşı asgari ücrete göre belirleniyor. Çalışanları geri kalanı ise zaten memur!
Devlet
vatandaşının refah seviyesinden çalıyor her gün.
Ve biz bunun
farkında bile değiliz.
***
Aslında şöyle
bir dönüp baktığınızda hayatımızdaki tüm bedavaları çalıyorlar ve bize parayla
satıyorlar!..
Mesela su!
Üretim için
herhangi bir şey yapılmasına gerek yok ama biz suyu satın alıyoruz.
Mesela hava!
Varlığımızı
sürdürebileceğimiz yüzde 78 azot, yüzde 21 oksijen yüzde 1 diğer… Olan havamızı
da bizden çalıyorlar. Çünkü her geçen gün oksijenimizi üreten ormanları
kesiyorlar.
Mesela güneş!
Yaşadığım evin
yanına yapılan bilmem kaç katlı ‘Gökleri delen’ dedikleri binalar
güneşin bana gelmesini engelliyor.
Mesela deniz!
Denize ulaşan
yollar hep kapalı… Bulduğumuz
en ufak bir aradan denize geçmek bile paralı…
***
Bir bebeğin
annesinin yüzüne bağlandığı gibi bağlanmıştık halbuki biz yaşadığımız hayatın
nimetlerine…
Peki hayatımızı
kim çaldı?
24.12.2022 - Nöbetçi Gazete
Yorumlar
Yorum Gönder